Tatsız Bir Film: Cingöz Recai

Cingöz Recai, Türk Edebiyatının usta kalemi Peyami Safa’nın, geçim derdi sebebiyle yazdığı ve takma ad kullanarak yayınladığı bir roman serisidir. Server Bedi adıyla yayınlanan eserlerinde Peyami Safa, adeta bir Türk Arsen Lüpen karakteri oluşturmuştur. Hatta Sherlock Holmes’ü bile atlatan bir karakter olan Cingöz Recai, bugüne kadar birçok kez sinemaya aktarılmıştır. En bilineni ise Ayhan Işık’ın oynadığı ve şahsına münhasır kahkahası ile akıllara kazınan rolünün olduğu 1969 yapımı filmdir. Bundan önce de 1954 yılında Beyaz Cehennem adıyla bir Cingöz Recai filmi daha çekilmiştir. Bu filmin başrolde Turan Seyfioğlu bulunmaktadır. Bu kadar girizgahtan sonra asıl konumuza gelecek olursak, bu yazın başlarında Onur Ünlü’nün bir Cingöz Recai filmi çektiğini ve bu sene vizyona gireceğini duyduğumuzda oldukça heyecanlanmış ve farklı ve kaliteli bir film ortaya çıkacağını düşünmüştük. Fragman, az da olsa bu düşüncelerimizi doğrular nitelikteydi ama en çok güvendiğimiz şey kadrosuydu. Kenan İmirzalıoğlu, Haluk Bilginer gibi önemli oyuncuları kadrosunda barındıran film, fragmanıyla da ümit verince vizyon tarihini merakla bekler olmuştuk. Amma velakin sükutu hayale uğradık.

Tatsız Bir Film: Cingöz Recai

Bir gram şeker için bir kilo keçiboynuzu yemek derler ya, film tam da bu kıvamda işlenmiş. Tamam, bir Türk filminden süperötesi sahneler, yüksek bütçeli patlama, çarpma sekansları bekleyemeyiz çünkü ne kadar destek verilirse verilsin bütçesi belli bir film yapıyorsunuz ve pazarınız da oldukça kısıtlı. Holywood filmlerinin milyonlarca izlenme sayısı ile Türk filmlerinin nadiren geçtiği 2 milyon seyirci barajını ele aldığımızda mutlaka Türk filmlerine biraz “tolerans” gösterebiliriz. Hakkını yememek lazım, çok da berbat sahneler, göze batan CGI’lar yoktu. Ama filmden de bir lezzet alınmalı, çıkışta “adamlar yapmış abi” demeliyiz değil mi?

Neyse efendim, Onur Ünlü‘nün hikaye anlatıcılığını ve yönetmenlik tecrübelerini beğenen birisi olarak bu filmde sanki bir Server Bedi gibi hareket ettiğini düşündüm. Parasız kalmış bir yönetmen geçimini sağlamak için bu tip bir filme evet demiş olabilir. Çıraklık dönemi eserleri bile yönetmenlikte bu filmi geçebilir. O kadar kötülemiyorum elbette fakat senaryonun ele alınışı ve seyirciye bir şeyler hissettirememesini düşündüğümde “biraz” eleştiri hakkım olmalı. Sonuçta televizyonda bedava izleyen kitleden değilim. Sinemaya gidip bir karşılık beklemiştim. Onur Ünlü bahsini kapatıp senaristlere gelirsek eğer, seyirciye “vaaaay” dedirtecek bir senaryo yazmak isteyip üç kere “film şimdi bitiyor sanırım” dedirtmişler. Evet, sahneler ve olay örgüsü öyle yerlere geliyor ki “film şimdi biter, ikinci filme her şeyi bırakırlar” dedim içimden. Ama iki kere bu gerçekleşmedi ve üçüncüsünde, ikinci film için bizden söz almaya çalıştılar. Olmamış kusura bakmayın. Bir aksiyon ve polisiye filmden beklenen heyecan katsayısının yüksekliğini de göremedik. Bunda senaristler kadar yönetmenin de suçu var tabii. Aynı zamanda konuyu dağınık ele almaları ve koskoca hırsızı bir vatan sevdalısı haline getirmeleri de işin sıvama bölümü olsa gerek.

Şimdiye kadar anlattıklarım filmle ilgili size genel bir bilgi verebilir. İzlemek isterseniz filmin tadını kaçıracak, film içerisinde bilgiler sunmadım size. Buradan sonrasını, filmi izlemediyseniz okumamanızı tavsiye ederim 🙂

Spoiler içerir!

Evet, filmi izlemeyenleri başımızdan savdığımıza göre konuyu ele alabilirim. Yahu, Meryem Uzerli nedir arkadaşım? Hadi onu kadroya kattın ve bir pazarlama ögesi olarak kullandın. Bari güzel bir rol yaz değil mi? Bir anda ortaya çıkan gerçekleri, rol yapamaması, hangi sebeple Cingöz’e aşık olması, dolayısıyla karakter derinliğini hissedemedik. Çok yüzeysel kalmıştı. Bu Cingöz dahil birçok karakter için geçerli. Birçoğu rolün hakkını vermiş ama karakterlerin derinliği senaryoda sağlanamamış. Birçok sahnede “nasıl” deyip duruyorsunuz. Konuyu bir yere bağlamaya çalışıyorsunuz. Eksik parçalar o kadar çok ki, hangisini tamamlamaya çalışırken hangi sahneye odaklanacağınızı bilmiyorsunuz. Rusya sahneleri aşırı gereksiz. Her şehirde, oranın sembolünün üzerine şehrin ismini yazmak aşırı anlamsız. İstanbul’daki polislerin gerçek dışı kıyafet ve araçları komik. Meryem Uzerli fecaat. O kadar karakter var ki, hiçbiri tam olarak anlatılamamış ve hiçbirine odaklanamıyorsunuz. Konunun aşka ve intikama bağlanması bas bas Ezel diye bağırıyor. Meryem Uzerli berbat. Özellikle, çok gizli sırlarımız varmış gibi, Rusya’da gizli bilgilerimiz için yaptıkları müzayede “kör göze parmak” modunda. Meryem Uzerli çok kötü…

Az önce de yazdığım gibi, film üç yerde bitirilse sırıtmazmış. Üç kere “film bitti, çıkacağız şimdi” moduna girip üçüncüde buna nail olabildik. Soygun yapılıyor ve devlet sırları çalınıyor. Tamam burada biter ikinci filme yönlendirirler diyorsunuz, bitmiyor. St. Petersburg’da müzayede gerçekleşiyor, Cingöz ortalığı dağıtıyor, Hayalet tarafından kandırılıyor, Hayalet’i buluyor ve tam yakalayacakken bir dizi olay gelişiyor, ölüm oluyor, Hayalet kaçıyor, bitti diyorsunuz yine bitmiyor. En son sahnede müzayede düzenleniyor, Hayalet’in katıldığı müzayedeye Cingöz de katılıyor, teklif sunuyor, Hayalet kaçıyor, Cingöz peşinden gidiyor, bu sefer de bitmez diyorsunuz ama bitiyor. İyi bir soluk alıyorsunuz.

Ayrıca, buradan zavallı Vestel’e de seslenmek istiyorum. Tamam, süper teknolojin var, süper işler yapıyorsun. E be adam filme sponsor olurken hiç mi senaryoya bakmadın, hiç mi senariste sormadın benim logom nerede gözükecek diye? Resmen, güvenlik şirketi kisvesi altında “vatan hainliği” yapan bir şirketin ve onun sahibinin kullandığı cihazlar olarak gösterilmiş Vestel ürünleri. Nasıl bir pazarlama stratejisidir bu? Nasıl bir düşünememedir? Reklamın kötüsü olur kardeşlerim. Dikkat edin azıcık ya!

Velhasıl, Cingöz Recai benden 10 üzerinden 6 almış bir film. 4 puanı nereden kırdığımı değil, 6 puanı nasıl verdiğimi anlatmak istersem, müzikler çok iyi, oyuncu kadrosu iyi, bazı sahneler çok iyi, papağan Peyami süper. Kanal D’nin “vatan hainliği” soslu kör göze parmak stratejisi ise başlı başına 1 puanın gitmesine sebep oldu. Yapmayın arkadaşım böyle. Mal değiliz, bazı şeyleri anlatmak için bize rol yapmanız gerekmiyor.

Filme sinemaya gitmeyin. Evinizde üç ay sonra izleyeceksiniz büyük ihtimalle.

Paylaşın:

Şener Dağaşan

Uzun yıllardır blog yazarlığı yapıyorum, sosyal medya ile içli dışlıyım. İçerik yönetimi asıl uzmanlık konum olmakla birlikte sosyal medya uzmanlığı yapıyorum. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümü mezunuyum. Burası da benim kişisel websitem. Benimle irtibata geçmek için iletişim sayfasından mesaj gönderebilirsiniz.

Leave a Comment