Coco: Biz Bir Aileyiz

Aile, canlılar içerisinde insana bahşedilmiş en değerli şeydir. Hayvanlar aleminde de aile kavramı vardır fakat insanoğlunun duygusal bağlarla oluşturduğu yapıdan fersah fersah uzaktır. Bu sebeple, aile değerlidir aslında. Aile, hayata hazır olmayan insanları topluma kazandırır, karakteri şekillendirir, toplumu oluşturur ve devleti ayakta tutar. Fakat, hepimizin iyi ya da kötü bir ailesi olduğu halde kıymetinin farkına bile varmayız. Ailenin kıymetine varmak için illa ki insanın başına bir olay gelmesi gerekecektir. İstisnaları saymazsak, ailenin bir insan için ne kadar değerli olduğunu kendimizi hesaba çekerek anlayabiliriz. Bunu yapamıyorsak sanat eserleri bunu bize anlatmak için seslerini yükseltirler ve farkına varırız her zaman olduğu gibi. Bu yazımda, çok çok iyi bir animasyon filmini anlatacağım. Ailenin önemi, aile olmak, birbirine sıkı sıkı bağlanmak konusunda bize hayat dersi verecek bir animasyon filmi: Coco!

Meksika’dan Selamlar

Pixar‘ın Oscarlık filmi Coco, klişe Holywood senaryolarından uzaklaşıp merkezine farklı bir kültürü ve farklı insan topluluğunu alan bir film. Meksika kültürünü bilmeyen kişiler için bazı şeyler yabancı gelse de internette ufak bir araştırma ile bilgi sahibi olunup filmin lezzetine lezzet katılabilir. Pixar, her sene olduğu gibi bu sene de En İyi Animasyon Filmi kategorisinde Oscar’a damga vurmak adına bu filmi çekmiş ama film anlattıklarıyla ve harika görsel şöleni ile bize birçok şey katarak bu asıl amacını gizlemiş. İyi de etmiş. Farklı bir kültürü tanıyıp aşina bir hissi canlandırıyoruz Coco ile.

Coco, zamanında ailesini terk eden bir müzisyenin ve onun torununun torununu merkeze alan bir film. Evini terk edip giden müzisyen sebebiyle minik kahramanımız Miguel’in büyük büyük ninesi Imelda müziği artık evinden içeri sokmamış ve ayakkabıcılığa başlamıştır. Ailesi de hep ayakkabıcılık yapmıştır. Nesiller boyunca ayakkabıcı olan Rivera ailesinin en küçük ferdi Migeul ise ailesinden farklıdır. Onun müziğe merakı vardır. En büyük hayali efsane Ernesto De La Cruz gibi müzik yapabilmektir. Hatta onun mottosunu hayat felsefesi yapmıştır: “Anı yaşa” Bir gün tüm cesaretini toplayarak gitar çalıp şarkı söylemek istediğini ailesine anlatır. Ailesi haliyle büyük tepki verir ve Migeul evden kaçar. O gece Meksika’da “Ölüler Günü“dür ve bunun için bir festival vardır. Festivalde müzik yarışması da vardır ama Miguel’in gitarı yoktur. O da çareyi efsane Ernesto De La Cruz’un gitarını mezarından “alarak” yarışmaya katılmakta bulur. Olaylar da bundan sonra gelişir.

Dikkat Bundan Sonrası Spoiler

Meksika kültüründe Ölüler Günü’nde Meksikalılar evlerinde bir yer ayarlayıp ölmüş aile fertlerini anarlar ve bunun için şenlikler düzenlerler. İnançlarına göre o gece andıkları aile büyükleri evlerini ziyarete gelirlermiş. Festivalin yapıldığı gece Miguel gitarı alıp şöyle bir tıngırdatınca bir anda kendini Ölüler Diyarı’nda bulur. Çevresindeki herkes ölüdür artık. Kendisi ise ölüler diyarında bir canlı olarak kalmıştır. Orada ölmüş aile fertlerini görür, onlara neden bunların yaşandığını anlatır. Onlar da aile geleneği olarak ona çok kızarlar zira o bir müzisyen olmak istemiştir. Ona “hayır duası” verip gerçek dünyaya geri döndüreceklerdir ama müzik yapmaması şartıyla.

Miguel ilk başta kabullenmese de döneceği için kabul etmek zorunda kaldığı şartı ilk saniyede bozar ve tekrar ölüler diyarına döner. Ama o kafasına koymuştur, anı yakayalacaktır, bu sebeple büyük büyük dedesi Ernesto De La Cruz’a gitmek ister. Çünkü evinde, kafası yırtılmış fotoğrafta gördüğü gitar De La Cruz’un gitarıdır ve Miguel dedesi olarak onu bilmektedir. Bu süreçte ona yardımcı olacak olan Hector ile tanışır, ölüler diyarındaki ailesini atlatıp De La Cruz’a ulaşır ama görür ki De La Cruz aslında bir sahtekardır. Gerçeği gizlemiş, en yakın arkadaşını öldürmüş, onun yazdığı şarkılarla meşhur olmuştur. Arkadaşı Hector Rivera’dır. Yani Miguel’in gerçek büyük büyük dedesi.

Badireler atlarak De La Cruz’u alt eden Rivera ailesi unutulmak üzere olan Hector’u affeder gibi olmuştur. Zira herhangi bir şart gözetmeden Miguel’i gerçek dünyasına gönderirler. Miguel sabahın ilk ışıklarında kendisini De La Cruz’un anıtmezarında bulur. Gitarı aldığı gibi evine gider ve hemen büyük büyük ninesi, Hector’u tanıyan son kişi, Coco’ya ulaşır. Zira Coco Hector’un kızıdır. Hector küçükken ona şarkılar söylemiştir ama ailesini terk etmiştir. Dönecektir ama De La Cruz onu engellemiş ve öldürmüştür. Miguel bu aile sırrını çözüp Coco’ya babasının söylediği şarkıyı söyler. Coco, yaşlı bir kadındır ve sadece sessiz sedasız, kimseyi hatırlamadan yaşamaktadır. Coco babasının söylediği şarkıyı duyar duymaz eşlik eder, onu hatırlamıştır. Ailesi de bu durumdan oldukça etkilenir.

Bir sonraki senenin Ölüler Günü’nde bu sefer Coco babasına kavuşmuş bir şekilde, tüm aile fertleri evlerinde buluşurlar. Hector artık hatırlanır vaziyettedir, De La Cruz’un kötülükleri ortaya çıkmıştır. Hector ününü, öldükten çok sonra kazanmıştır tekrar.

Spoiler Bitti!

Coco: Ailenin Önemi

Aile kavramını farklı bir konseptte ele alıp insanlara hatırlatan bu güzel animasyon, her ne kadar “çizgi film” gibi gözükse de kesinlikle ama kesinlikle büyüklere hitap eden bir film. Plot Twist’ini saymazsak sıradan bir konunun nasıl insanın yüreğine dokunduğunu görecek ve burada aileye büyük pay çıkaracaksınız. Gözyaşlarınızı bile tutamayabilirsiniz.

Coco, bir yandan Meksika kültürünü size aşılarken bir yandan insani duygularınıza dokunacak ve sizde bambaşka duygular uyandıracak. Anlatmak istediğini gizlemeden, saklamadan direkt anlatan Coco, en taş yüreklerde bile bir iz bırakacaktır.

Birkaç olumsuz yönü de yok değil filmin. Çocuklara da hitap eden bir filmde bu kadar “korkutucu” ögenin olması, yaş sınırının daha da yükseltilmesine sebep olabilirmiş. Ayrıca, soyut düşünce çağına geçememiş çocuklarda anlatılan şeylerin bir anlam ifade etmeyeceğini de düşünmüyor değilim. Coco, zor bir işe el atmış, altından kalkabilmiş ama baya zorlanmış.

Her ne kadar hedef kitlesi yetişkinler şeklinde oluşsa da çocukların da izleyebileceği ve aile kavramına ve “ölüme” dair bir şeyler hissedeceği Coco, benden 10 üzerinden 9 aldı. Akademiden de Oscar’ı alacak gibi duruyor.

İzlemediyseniz mutlaka izleyin. Zamanı gelince çocuklarınıza da izletin.

Paylaşın:

Şener Dağaşan

Uzun yıllardır blog yazarlığı yapıyorum, sosyal medya ile içli dışlıyım. İçerik yönetimi asıl uzmanlık konum olmakla birlikte sosyal medya uzmanlığı yapıyorum. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümü mezunuyum. Burası da benim kişisel websitem. Benimle irtibata geçmek için iletişim sayfasından mesaj gönderebilirsiniz.

Leave a Comment