Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

Övülmüş kitapları övmeyi, suyun akışına kendini kaptırmak olarak görsem de, daha geçen gün okuduğum bir kitap için, Kürk Mantolu Madonna için bu görüşümü esnetmeyi düşünüp bu yazıyı yazma kararı aldım. İnsan, bir makine değildir, bir program değildir. Yaşadığı, hayatı, etkilediği ve etkilendiği her şey tamamen muamma, tamamen karmakarışık bir durumdur. İçgüdülerle değil, programlarla algoritmalarla değil, sebeplerle, duygularıyla, düşünceleriyle ve aldığı kararlarla şekillenir insanın yaşamı. Ve kaç milyar insan yaşamışsa, o kadar farklı hayat çıkmıştır ortaya. Bazıları birbirine o kadar benzerdir ki, “evet ben kendimi bunda gördüm” dersiniz ama yaşadıklarınız asla yüzde yüz benzemezdir. Zaten insanı insan yapan da bambaşka hayatlarıdır. Kürk Mantolu Madonna, Türkiye’de en çok satan kitaplardan birisidir. Bir aşk romanıdır, bir sevda hikayesidir, bir psikolojik tahlildir, bir durum yansımasıdır ama en nihayetinde her insanın kendini bulabileceği bir aşk ağıdıdır.

Kitap Analizi

Raif Efendi’nin Kürk Mantolu Madonna’sı!

Türkiye’nin edebiyatta en zirve zamanları Osmanlı’nın refah içindeki yıllarıdır, ki şiirde hiçbir millet o zamanın topuğuna erişememiştir, yine Osmanlı’nın son yüzyılıdır, ki burada da savaşların ve kaybedişlerin, yeni arayışların etkisi büyüktür ve cumhuriyetin ilk yıllarıdır. Cumhuriyetin ilk yılları, Osmanlı’nın son yüzyılının biraz mirasçısıdır aslında. Birçok yazar cumhuriyet öncesi doğumludur, o zamanın ortamında edebi yürekleri olgunlaşmıştır ve meyvelerini cumhuriyette vermişlerdir. Bu yazarlardan birisi de Sabahattin Ali’dir. Şair ve hikayeci kimliği ile tanınan Sabahattin Ali, ortaya koyduğu eserleriyle büyük kitleleri etkilemiştir. Ve kendisinin en çok bilinen kitabı da Kürk Mantolu Madonna’dır. Kitap, Rus edebiyatına aşina olanların yadırgamayacağı bir akışla başlayıp, yine Rus yazarların daha kısa bir şekilde kestirip attıkları, veya anlattıkları, akıştan daha uzun bir akışla biten ve içimize oturan dev bir eserdir. Çünkü, kitabı okuyan herkes kendinden bir iz bulur içerisinde. Bize has, bizim coğrafyamıza has bir aşinalık değildir bu. İnsan olmanın aşinalığıdır.

Kendi halinde basit ve durgun bir hayat yaşayan Raif Efendi’nin dev öyküsüdür Kürk Mantolu Madonna. Sabahattin Ali’nin maddi sebeplerle bir gazetede yayınına başladığı ve yine aynı sebeplerle kısa kestiği bu “uzun hikayesi”, Nazım Hikmet’in tanımlamasıyla iki farklı hikayeden oluşmaktadır. Biri, kitabın başında bizi asıl hikayeye alıp götüren kişinin anlattığı ve Raif Efendi’nin çalıştığı ortam ve ev ahalisinin tasvir edildiği kısım ve Raif Efendi ile Maria Puder’in aşkının anlatıldığı ikinci kısım. Her iki kısım da başlı başına bir dev roman olabilecekken, konsantre bir şekilde bize sunulmuş ve yutarken boğazımızda kalan bir hapa dönüştürülmüş. Olumsuz anlamda değil elbette, hikayeciliğinin üst düzey olmasından ve anlattığı şeyin bizi ne kadar rahatsız edebileceğinden bahsetmek istedim.

Yaşanmamış Hayatlar!

Kürk Mantolu Madonna, dünyanın neresinde olursa olsun her insanı etkileyebilecek bir yaşanmışlığı anlatan bir kitaptır aslında. Sabahattin Ali’nin usta kalemiyle bizlere sunulan bu roman (veya uzun hikaye) bir psikolojik tahlili, bir yaşanmamış hayatı, bir ideal aşkı sunuyor bizlere. Beş parasız Ankara sokaklarını dolaşan bir gencin hikayesi ile başlayan bu kitapta yavaş yavaş Raif Efendi’nin hikayesine hazırlanıyoruz. Arkadaşının yardımı ile bir bankada işe başlayan genç adam, odadaki çalışma “arkadaşı” Raif Efendi ile tanışıyor ve onun hayatına dahil oluyor. Bize onu dıştan gören bir gözle anlatıyor bu genç adam. Diğer çalışma arkadaşlarının arkasından konuşmalarını, onu tanımlamalarını bize sunuyor ve Raif Efendi’nin dış dünyasını, dıştan görünüşünü iyice hazmediyoruz. Ardından, gel zaman git zaman ahbap olan bu ikilinin, yaşayamadıkları ahbaplıklarının bir defter aracılığıyla nasıl yaşandığını görüyoruz. İnsan, en güvendiği kişiye sırlarını açar ve anlatır. Karşılık beklemeden içini döker rahatlamak için. Görüyoruz ki Raif Efendi’nin sırdaşı ilk olarak kara kaplı bir defter, ikinci olarak da oturup doğru düzgün konuşamadığı bir genç adammış.

Kitabın ilk kısmı Raif Efendi’ye ulaşma ve onun asıl hikayesine giriş kısmı olarak görülebilir. Onu bize anlatan genç adam, ikinci kısımda onun tüm sırrına bir kara kaplı defter ile şahit oluyor ve bizi de buna müşahit kılıyor. Raif Efendi’nin, neredeyse tüm hayatının anlatıldığı bu ikinci kısımda asıl konuya vakıf oluyoruz. Kendi halinde düşük bir memur hayatı yaşayan, “hımbıl” ve içe kapanık bir varlığın, ailesinden yana yüzü gülmemiş bir adamın içinde kopmuş fırtınaya ve ardında bıraktığı enkaza şahit oluyoruz. Empati yapıyoruz, yaşanmamış hayatların hesabını soruyoruz ve ona ağıt yakıyoruz. Üzülüyor veya kendimizden bir şeyler görüyoruz. Ama asla ve asla sıradan bir şeymiş gibi bakamıyoruz.

Bu kısım kitapla ilgili spoiler içerir!

Raif Efendi, “ilim” öğrenmek üzere gittiği Berlin’de her Türk genci gibi aylaklık yaparken, avarelikten bitap düşerken, tüm hayatı boyunca aradığı veya aramadığı ama bir anda ihtiyacını hissettiği bir varlıkla karşılaşır. Hem de bir galeride. Kendisi bir ressam terkidir ve resimlere de bu sebeple ilgi duymaktadır. Gidip gezdiği bir galeride bir resim kendisini çarpar. Saatlerce o resmin karşısında dikilir ve yıllardır bir kadında aradığı her şeyin o resimde olduğunun farkına varır. Resmin imzasından ressamının ismini öğrenir: Maria Puder. Resim bir otoportredir. Yani bu kadın gerçek bir kişidir. Sergiyi haber aldığı gazete parçasını sonraki gün cebinden düşürünce, Maria Puder hakkında detaylı bilgiye ulaşma imkanını bulur. Resim hakkında söylenen Kürk Mantolu Madonna tabiri, kitaba da ismini veren bir tabirdir. Raif Efendi sonraki günlerde resmi görmek için sergiye gitmeye devam eder. Sürekli karşısına geçip resmi izler. Bir keresinde yanına gelen Maria Puder’e bile bakmaz hatta. Sonradan öğrenir o olduğunu. Bunu da uygunsuz bir anda, bir tesadüf eseri Maria Puder’e rastlayınca farkeder.

Raif Efendi, Maria Puder’i tanır ve onunla tanışır. Sonra anlatılan her şey, onun, hikayenin ilk kısmındaki “hımbıl” hallerinin yansımalarına da az da olsa yer verir ama ilk kısımda çizilen portreden bambaşka bir Raif Efendi vardır karşımızda. Maria Puder ile yakınlaşır, onu sevdiğini bilmektedir ama Puder kendisini sürekli kapatmaktadır. Yaşadıkları belki de Raif Efendi’ye olan davranışlarını şekillendirir. Bir yerde okuduğum bir tabirle her erkeğin aşık olduğu bir karakterdir ama gerçek hayatta kaçarak uzaklaşırlar. Çünkü davranışları aşığını uzaklaştırmaktadır kendisinden. Ama Raif Efendi, bir amaç gütmeden, tamamen onun inisiyatifinde yaşamaya başlar sevdasını. Hatta, birçok kişinin amacı olan bir duruma ulaşsa da, bunun katlanarak devam edeceğini düşünürken Puder kendisini bir anda itiverir eski yaşamına. Çünkü hissetmek istediklerini hissedememiştir Raif Efendi’ye karşı. Bundan sonrası ise yürekleri sıkan, bazılarında göz yaşına dönüşen bir hikayedir. Raif Efendi Kürk Mantolu Madonna’sını birkaç gün unutmaya çalışır ama beceremez. Tekrar oturup konuşmak için, çalıştığı yere gider ama kaç gündür gelmediğini anlar. Sonra öğrenir ki zatülcenp olmuştur Maria Puder. Hemen kaldığı hastaneye gider ve sonraki günlerde onun yanında kalır. Hastaneden taburcu olup evinde istirahatinde ona eşlik eder. İyileşmeye ve eski yaşam standartlarına dönmeye başlar ve Raif Efendi için ihtimaller yükselir. Ama her hikayede olduğu gibi bir aksilik mutlaka olacaktır. Çünkü insandır, hayatı yaşayan.

Raif Efendi babasının öldüğü haberini alır. Sevdiği kadını orada bırakmak zorundadır. Türkiye’ye dönüp işlerini halledip, ortamını kurduktan sonra belki de yanına alacaktır sevdiğini. Maria Puder onu cesaretlendirir ve söz verir. Mektuplaşmak için adres alırlar birbirlerinden. Ayrıldıklarında sürekli mektuplaşırlar. Raif Efendi babadan kalma tüm servetini çakal eniştelerine kaybettiği halde umudunu korumaya devam eder ve mektuplarını kesmez. Çünkü Kürk Mantolu Madonna “nereye istersen gelirim” demiştir. Bir mektubunda da bir süprizden bahseder ve zamanı gelince açıklayacağını söyler. Raif Efendi merakla mektuplarına devam eder ama bir gün mektuplar kesilir. Raif Efendi meraktan ölecektir ama mektupların kesilmesini her şeye yorar. Zaman geçtikçe hayata küsmüş, çarkların bir parçası olmuş hale gelir. Evlenir, yükselebileceği bir işi olduğu halde düz memurluğa devam eder. Hımbıllığı artar, ezilen biri olur. Kötü şartlarda yaşar, kayınbiraderlerini doyurur. Hikayenin ilk kısmının neden öyle olduğunu anlarız ama Raif Efendi ölüm döşeğinde neden az muhabbet ettiği ama ahbabı olarak gördüğü birisine, tüm sırrını yazdığı defteri vermiştir ki? Hatta o deftere bunları neden yazmıştır?

Aradan on sene geçmiştir. Maria Puder aşkı yüreğinde gömülü Raif Efendi, Puder’in uzaktan akrabası ve Berlin’de ilk zamanlar kaldığı pansiyonda yaşayan kadın, Frau van Tiedemann ile karşılaşır. O her şeyi anlatır Raif Efendi’ye. Maria Puder’in on sene evvel, doğum sırasında öldüğünü anlatır. Yanındaki “akrabası” küçük kızı gösterir. Tabii ki Raif Efendi’den haberi yoktur ama belki de anlamıştır. Raif Efendi, ömrünün ortasında, sevdiği kadının öldüğünü ve bu yüzden mektubu kestiğini, bir kızının olduğunu ama ona asla ulaşamayacağını öğrenir. Sonra her şeyi o deftere yazar. Ondan sonra da bankadaki daha hımbıl hayatına devam eder. Ta ki kendisi de aşkı gibi zatülcenpten ölene kadar.

Spoiler Bitti!

Maria Puder ve Raif Efendi’ler her taraftalar aslında. Her erkek, sevdiği kadında Maria Puder’den bir parça, her kadın, sevdiği adamda bir parça Raif Efendi’yi görebilir. Zaten bu kadar sevilmesinin ve okunmasının da sebebi budur belki de. Bir kadının bir erkeğe neden bağlanmadığı, ona neden hiç istemediği şeyler yaşattığını ve söylediğini, bir erkeğin bir kadını severken neler yaşadığını görüyoruz aslında bu kitapta. Değerli olmasının sebebi de budur aslında. Sabahattin Ali, bu kitabı daha detaylı yazsa veya Raif Efendi ya da Maria Puder’e daha detaylı yer verse kitabında belki de çok daha farklı bir kitap olabilecekken bu haliyle bile birçok dile çevrilmiştir Kürk Mantolu Madonna.

İlk kısımda dedim ya, Rus edebiyatının öykülerine benziyor diye. Aslında Türk edebiyatının alameti farikasını görüyoruz bu kitapta. Bizim yazarlarımız insanı daha insani anlatıyorlar. Kısa kesmiyorlar mesela. Bu bakımdan, eğer bu kitabı Çehov yazsaydı örneğin çok daha konsantre bir hikaye ile karşılaşabilirdik. Ama bu hikayeyi bir Türk yazınca çok daha uzun bir tasvir karşımıza çıkıyor. Hem de dilinin bu kadar harika, anlatımın bu kadar derin ama olabildiğince kısa olmasıyla…

Sabahattin Ali asırlara bir hikaye bırakmış ve ne sebeple öldürüldüğü, kimin öldürdüğü bilinmese de ruhunu kitaplarına aktarıp asırlarca yaşamaya namzet olmuştur. Değerlidir, okunmalıdır.

Kitap Tecrübem

Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan Kürk Mantolu Madonna, 160 sayfadan oluşan “dev” bir eser. Kitabın içerisinde bir yazım veya imla hatasına rastlamadım. Okunaklı bir kitap ve her YKY kitabı gibi içerisinde bir ayraçla geliyor. Ama buradan YKY’ye bir sitemim olacak. Tamam, kitapları yazarı sattırıyor, belki de kitapların büyüklüğüne saygınızdan dolayı orijinal bir kapak yapmıyor olabilirsiniz. Ama Sabahattin Ali’nin fotoğrafı yerine niye bir kapak tasarlamıyorsunuz? Powerpoint’te hazırlanmış gibi bir kapakla sunuyorsunuz kitapları. Lütfen kapak hazırlama konusunda Can Yayınları’nı örnek alın.

Kürk Mantolu Madonna kitabını YKY’nin websitesinden inceleyebilirsiniz. Mutlaka okuyunuz efendim.

Paylaşın:

Şener Dağaşan

Uzun yıllardır blog yazarlığı yapıyorum, sosyal medya ile içli dışlıyım. İçerik yönetimi asıl uzmanlık konum olmakla birlikte sosyal medya uzmanlığı yapıyorum. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümü mezunuyum. Burası da benim kişisel websitem. Benimle irtibata geçmek için iletişim sayfasından mesaj gönderebilirsiniz.

Leave a Comment