Mülksüzler – Ursula K. Le Guin

mülksüzler

Ütopyalar, Thomas More‘dan beri birçok yazarın kaçtığı ideal devletler olmuşlardır. Yazarlar, dünyanın çarpıklığına bakarak, olmasını istedikleri ütopyalar hayal etmişler ve bunu kitaplaştırmışlardır. Bazıları da ütopyaların neden ulaşılamaz olduklarını anlatmak için yazmışlardır. Zira ütopyada her ne kadar harika bir hayat sürdürülse de kısıtlamalar, insan doğasına aykırı zorlamalar bulunmakta ve insanlar bu hikayelerde bazı şeylerden feragat ederek yaşayabilmektedirler. Ütopya kavramına farklı açılardan bakan çok az yazar olmuştur. Tabii ki burada distopyalardan bahsetmiyorum, ütopyanın “harika” olmadığını anlatmaya çalışanlardan bahsediyorum. Açıkcası, son zamanlarda hem ütopya hem de distopya türünde birçok kitap okumuş biri olarak, bu yazının konusu olan kitabı basit bir ütopya zannederek almıştım. Ursula K. Le Guin‘in Yerdeniz serisini okumuş ve yorumlarda Mülksüzler kitabının da mutlaka okunması gerektiğini görmüştüm. Mülksüzler bir ütopyaydı. Ve ben de ütopyaları seviyordum. Ama Mülksüzler bir ütopyadan çok daha büyük bir hayalin ürünü imiş. Okuduktan sonra anladım.

Kitap Analizi

Ayrı Dünyaların Anarşistleri!

Ursula K. Le Guin, Mülksüzler (The Dispossessed) kitabına isim verirken Dostoyevski’nin bir grup anarşisti anlattığı ve İngilizceye “The Possessed” olarak çevrilmiş kitabına bir gönderme yapmış aslında. Türkçeye Ecinniler olarak çevrilen bu kitap, İngilizcede de benzer bir anlama sahip fakat aynı zamanda “sahipli” anlamına da gelebiliyor. Bu sebeple, anarşist bir topluluğu anlattığı kitabına “The Dispossessed” demiş. Yani Mülksüzler. Kitapta birbirinin uydusu olan iki gezegende yaşayan insan topluluğu anlatılıyor. Birisi Urras, diğeri Anarres. Urras, şimdiki dünyamıza benzeyen, devletlerin olduğu ve hiyerarşik yapıda oluşturulmuş toplulukları bulunan bir gezegen. A-Io da bu gezegenin en büyük ve en güçlü devleti. Ama, kitabın zaman diliminden 1.5-2 asır evvel yaşamış ve anarşist fikirleri olan Odo bu düzene karşı çıkmış ve bir akım yaratmış. Kendisinin fikirlerine uyan ve isyan eden bir topluluk, Urraslılar ile anlaşarak Anarres’e yerleşmiş ve orada devletsiz bir topluluk kurmuşlar.

Anarres mi Urras’ın uydusu yoksa Urras mı Anarres’in uydusu belli değildir. Birinde mülkiyetçi, devletçi bir topluluk yaşarken diğerinde anarşist, mülksüz, paylaşımcı bir toplum yaşar. Ve, her toplumda olduğu gibi topluluğun kurallarını sorgulayan bir kişi çıkar: Shevek. Shevek, zeki, sorgulayıcı, soru soran ve düşünen bir Anarresli’dir. Kitabın en başında kendisinin bir fizikçi olarak Urras’a seyahatini okuyor ve olaylara dahil oluyoruz. Eşzamanlılık ilkesi diye bir fikir ortaya atan ve uzayda sınırları kaldırabilmeyi düşünen Shevek kendi gezegeninde fikirlerine karşılık bulamaz ve iletişime geçtiği Urras’ın en büyük devleti A-IO’nun büyük bir üniversitesine bu fikrini geliştirmeye gider. Ve biz de olaylara onun bakış açısından bakmaya başlarız. Anarşizmin bizdeki karşılığı yıllarca yakıp yıkmak, yok etmek olmuştur. Ama Anarresliler yakıp yıkmayan, yok etmeyen bir topluluktur. Her şeyi paylaşırlar. Bu bakımdan soft komünizm gibi gözükse de komünizmin hiyerarşisini ve devletini de kabul etmez Anarresliler. Shevek de bu ideoloji ile yetişmiştir ve gittiği Urras’ta sürekli bunun zorluğunu ve farklılığını yaşamıştır.

Kitapta, dönüşümlü olarak yani eşzamanlı olarak iki gezegendeki Shevek’in hayatını okuruz. Onu okurken iki gezegeni de okuruz. Harika gibi gözüken ama içi çürümüş kapitalist Urras’ı ve oradaki otoriter Thu devletini görürüz. Aynı zamanda harika olan ama kuruluş felsefesini yavaş yavaş yitirmeye başlamış bir Anarres’i de görürüz. Hiçbir düzeni ve otoriteyi kabul etmeyen Anarres halkı Odo’nun fikirlerini değiştirilemez kabul ederek en baştan hata yapmışlar, içten içe, insan doğasının gereği olarak “bencilleşmeye” başlamışlar. Anarres’te “de facto” otoriteler oluşmuş ve bu otoriteler özgürlüğü kısıtlamaya başlamıştır. Urras ise zaten insan doğasının gereğini yerine getiren hiyerarşik ve “paketli” bir gezegendir. Shevek, para ile satın aldığı ürünlere bakarken “her şey paketli” diye düşünmüş ve Urras’ı da paketli şekilde tasvir etmiştir. Sınıfların oluştuğu, zenginin ultra zengin, fakirin ultra fakir olduğu A-Io’da kendi fikirlerini sunmaya bile fırsat verilmemiştir.

Mülksüzler Bizden Birileri

Mülksüzler, bir ütopyadır. Ama yazarın ifadesi ile ikircikli bir ütopyadır. Kitabı bitirdiğimizde Anarres’te yaşamak istemeyiz. Ama düzeni hoşumuza gider. Yaşamak istemememiz de kıt kaynakları değil, kısıtsız gibi gözüken kısıtlı özgürlüğüdür aslında. Yavaştan otoriterleşmeye başlayan, sesi gür çıkanların köşeleri kapmaya başladığı bir ütopya olan Anarres, Shevek ile bizlere tokat gibi çakılmaktadır. Aynı şekilde, Urras da bizim kafamıza kafamıza vurulmaktadır.

İnsan doğası ütopyaları imkansız kılar. Çünkü, kapitalist iktisat teorilerinin dediği gibi insanın ihtiyacı sınırsız, kaynaklar ise sınırlıdır. Ben bu görüşe katılmamakla beraber, “nefis” dediğimiz olgunun insan bu yönde sürüklediğini düşünürüm. Bu sebeple de ütopyalardaki “ideal düzen”ler insanın hırsı, çıkarları, egosu ve kibri ile gerçekleşemezler. Zaten gerçekleşseler insan insan değil bir makine haline gelir. Bunu da Otomatik Portakal‘da çok iyi görmüştük zaten. Ütopik evrenler insanın doğasını sınırlar ve ona yeni sınırlar çizer. Mülksüzler, bu bakımdan farklı gözükse de alt metinde yine sınırlardan bahsetmektedir ki kitabın çoğu yerinde bunun aksine duvarları yıkmaktan söz edilir. İnsan işte…

Ayrıca, kitabı okurken güçlü, karizmatik ve herkesi etkileyen yapısı ile Odo’yu düşünürken, tam aksine onun bir kadın olarak karşımıza çıkması da oldukça etkileyici olmuştur. Yerdeniz’de Tenar ile vücut bulan feminist söylem bu kitapta Odo ile hayat bulmuştur. Bunda Ursula K. Le Guin’in feminist düşünce yapısı da oldukça etkilidir tabii ki.

Sembolizm, feminizm, anarşizm ve sosyalizm (belki komünizm) hakkında esaslı alt metinlere sahip olan Mülksüzler, edinilip okunası ve kafayı çalıştırası bir kitap. Aldığı iki büyük ödül de bunu kanıtlar nitelikte. Siz, kitabı okurken fikrine hayran olmayı değil, her fikri eleştirmeyi düşünerek okuyun. Sadece Mülksüzler’i değil, tüm kitapları bu şekilde okursanız beyninizi kiraya vermemiş olursunuz. Bu da gereksiz bir tavsiye olarak kalsın burada 🙂

Kitap Tahlili

Benim okuduğum Mülksüzler, Metis Kitap tarafından basımı yapılmış kitaptır. 335 sayfadan oluşuyor. Birkaç imla hatası dışında bir hataya rastlamadım. Okunurluk açısından da normal bir kitap. Ekim 2017’de basımı yapılmış 17. basıma ait bu kitapta en başta bulunan Urras ve Anarres haritalarında ise büyük bir hata var. Doğu Yarıküreler ve Batı Yarıküreler aynı basılmış. Yani iki gezegenin yarısının haritasını görebiliyoruz. Bunu umarım diğer basımlarda değiştirirler.

Kitabı Metis Kitabın websitesinden inceleyebilir ve satın alabilirsiniz.

 

Paylaşın:

Şener Dağaşan

Uzun yıllardır blog yazarlığı yapıyorum, sosyal medya ile içli dışlıyım. İçerik yönetimi asıl uzmanlık konum olmakla birlikte sosyal medya uzmanlığı yapıyorum. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümü mezunuyum. Burası da benim kişisel websitem. Benimle irtibata geçmek için iletişim sayfasından mesaj gönderebilirsiniz.

Leave a Comment