What Happened To Monday: Bir Pazartesi Sendromu!

Dünyanın geleceği neden insana bağlıdır? Çünkü ekosistemin bir parçası olmaktan ziyade ekosistemi kontrol eden, hatta bozan tek canlı insandır. Dolayısıyla insanoğlunun yediği her halt dünyanın geleceğini etkilemektedir. Bugün, kontrolden çıkan iklimler, yok olan türler, küresel ısınma, ormanların tüketilmesi, fosil yakıtlar vb. derken dünyayı içinden çıkılmaz bir hale getirerek en sonunda içinden çıkıp gideceğimiz bir şekle sokmak üzereyiz. Bu, para basan vicdanı ölü zenginlerin aklının ucundan geçerken “amaaan” nidaları yankılatsa da duyarlı yüreklerde birer fikir parlamasına ve insanlara bir şeyler anlatmak derdiyle bir sanat eserine dönüşüyor. Bu yazımın konusu çok değerli bir sanat eseri olmamakla birlikte, “uygunsuz gerçeği” yüzümüze çarpan bir sinema eseri olacak. What Happened To Monday. Türkçe ismi ile Yedinci Hayat.

Nüfus Patlıyor!

Dünyanın sonuyla ilgili türlü türlü senaryolar yazıldı, çizildi. Kimisi iklim değişikliği, kimisi ejderhalardan bahsetti. En çok kullanılanı nükleer felaket olmuştur. Atom bombaları patlıyor, dünyanın sonu geliyordu. What Happened to Monday filminde ise dünyanın sonunu getirmeye aday bir bomba var: Nüfus. Nüfus patlaması ile dünyada tüketim artmış, küresel iklim değişikliği olmuş, tarım alanları yok olmuş ve insanlar dayanıklı tohumlar üreterek bunun üstesinden gelmiş. Ama çözüm, sorunu doğurmuş ve insanlar artık çoklu doğum yapmaya başlamış. Bir kerede birden fazla çocuk dünyaya gelmeye başlamış ve yetkililer buna engel olmak için Çocuk Paylaştırma Bürosu kurmuşlar. Birden fazla dünyaya gelen çocuklar ailelerinden alınıyor, kardeşlerden bir tanesi geride bırakılıyor ve diğer(ler)i ileriki bir zamanda, nüfus dengeye gelince çözülmek üzere derin uykuya gönderiliyor. Hikaye de böyle başlıyor.

Terrence Settman varlıklı bir adamdır. Kızı, tanımadığı bir adamdan hamile kalıyor ve doğumda hayatını kaybediyor. Doğum, tam da Çocuk Paylaştırma Bürosunun ağzının sularını akıtacak şekilde gerçekleşiyor. Dünyaya yedi kız kardeş geliyor. Yasalara göre biri geride kalacak, diğerleri dondurulacaktır. Ama dede Settman buna izin vermiyor ve olayın üstünü örtüyor. Her birine, haftanın bir gününün adını veriyor. Yedi kardeşi gözlerden ırak bir şekilde tek karakter olarak yetiştiriyor. Hepsinin birbirinden farklı özellikleri bulunmasına rağmen dış dünyada hepsi tek bir kişi oluyor: Karen Settman. Karakteri yaşamak zorunda kalan yedi kız kardeş için hataya asla yer yoktur. Birinin başına bir şey gelmesi durumunda bundan hepsi etkilenecektir. Nitekim öyle de oluyor. Hepsi aynı makyajı yapıyor, gün içerisinde ne yaptılarsa akıllı bilekliklerine kaydedip akşam olunca izliyorlar. Karakterin devamlılığı çok önemli çünkü.

Bir gün, kardeşlerden Monday (Pazartesi) eve normal süresinde dönmeyince de filmin hikayesi başlamış oluyor.

Sahi, What Happened to Monday?

Filmle ilgili önbilgi bu kadar. Bunu zaten filmin ilk beş dakikasında alıp filmin atmosferine dahil oluyorsunuz. Geri kalan vakitlerde olayın çözülmesi için bekliyorsunuz.

What Happened to Monday filmi, harika bir fikir, güzel bir işçilik, iyi bir oyunculuk (Noomi Rapace harikaydı) ve vasat bir senaryo ile ortalama bir film haline gelmiş. Altmetinde verdiği düşünceler ve sorgulayıcı bakış açısı ile klasik “distopik” evrenlere göz kırpmış ama tam olamamış. Fikir harika, öyle ki belki de birkaç filme veya bir kaç sezonluk diziye dönüşme potansiyeli bile mevcutken 2 saatlik bir film haline gelmiş. Haliyle yavan olmuş.

İnsanoğlu bugüne kadar kendisini kontrol edecek hiçbir şeyi yapmamışken, gün gelir de bunu yapma zorunluluğu yaşarsa ne gibi süreçlerden geçebilir, bu tip filmler bize bunu çok iyi gösteriyor. Vicdanın, merhametin, hayatta kalma içgüdüsü ile nasıl yok olabileceğini çok iyi görüyoruz. Bu tip filmlerin bana çekici gelmesi de bundandır. Fakat, What Happened to Monday dediğim gibi çok yavan kalmış. Aynı yavanlığı ütopik/distopik bir evren olan Brave New World’de de yaşamıştım. Kitapta bambaşka bir dünya anlatılıyor, harika bir fikir üzerine giden hikaye bir yerde tıkanıyor. Aynı şekilde bu filmde böyle olmuş. Atmosfere dahil oluyoruz, evreni kabul ediyoruz ama boğazımızdan aşağı zor iniyor.

Klasik kahraman döngüsünü yaşadığımız film, ince bir senaryo işçiliğiyle mükemmel bir filme dönüşebilirmiş. Ama olmamış maalesef. Birçok artı şeyin hatırına filme 7/10 veriyorum. İzlerseniz bir şeyler kazanırsınız, vaktiniz ölmemiş olur ama izlemezseniz de çok bir şey kaybetmezsiniz.

Filmin fragmanını izlemek için:

Paylaşın:

Şener Dağaşan

Uzun yıllardır blog yazarlığı yapıyorum, sosyal medya ile içli dışlıyım. İçerik yönetimi asıl uzmanlık konum olmakla birlikte sosyal medya uzmanlığı yapıyorum. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümü mezunuyum. Burası da benim kişisel websitem. Benimle irtibata geçmek için iletişim sayfasından mesaj gönderebilirsiniz.

Leave a Comment