Bolu Gölcük Tabiat Parkı

Anadolu’nun her bir köşesinde sizi bekleyen bir sürpriz vardır. En tenha, en bozkır, en ormanlık, en ıssız yer dahi olsa sizi hayrete düşüren bu yerler sizden sadece kendisini keşfetmenizi bekler. Siz, fırsatını bulup da giderseniz eğer size sunduğu huzuru ile “iyi ki bu topraklarda doğmuşum” dersiniz. Anadolu toprağının bağrı, üstünün aksine huzurla doludur. Anadolu’mun bu keşfedilmeyi bekleyen ruh halini bilirim, kendisini saklar, belli etmez. Belki de haşin sakinlerinden korkmaktadır Anadolu bilemem. Bildiğim bir şey var ki, sizi kendisine hayran bıraktırır Anadolu. İşte, İstanbul’un karbondioksit kokan çarkları arasından sıyrılıp, bir günlüğüne huzura erişmemizin hikayesidir bu. Anadolu’ya ve onu Yaratan’a bir teşekkür mahiyetinde olur umarım. Bu yazımda, Bolu’nun huzur kokan ufacık bir parçasından, Gölcük Milli Parkı’ndan bahsedeceğim.

Birkaç gün öncesinden yaptığımız plan bozulunca o günü İstanbul‘da dolaşarak geçirmeye karar vermiştim. Fakat, bir önceki gün bir anda tekrar plan yaparken bulduk kendimizi. Nereye gidelim diye düşünürken aklımızda iki seçenek vardı. Ya Bursa’ya gidecektik ya da Bolu’ya. Demokrasinin gereği olarak bir oylama gerçekleştirdik ve Bolu’da karar kıldık. Peki ama nereye gidecektik? Araştırmalara başladık. İlk başta, herkesin gitmek isteyeceği ama yorumları okuduğumda bizim vazgeçtiğimiz bir yere karar kıldık: Yedigöller Milli Parkı. Kalabalığını, ateş yasağını ve can sıkan yolunu duyduktan sonra başka bir yer bakmaya karar verdik. İlk aklımıza gelen tabii ki Abant Gölü oldu. Onu araştıracakken gözümüze başka bir şey takıldı. Biz buraya aşinaydık ama hiç görmemiştik. Göl kıyısındaki villa tipi evi görünce siz de aynı şeyi düşüneceksiniz büyük ihtimalle. Hemen neresiymiş diye baktık ve Gölcük Milli Parkı olduğunu anladık. Yorumlar da bizim istediğimiz gibiydi. Eee, o zaman geriye ne kalıyordu ki 🙂 Sabahın erken saatlerinde yola çıkmak üzere hazırlıklarımızı yaptık ve uyuduk. Sabah vakti erkenden kalktık ve yollara düştük. Aksilikler olsa da kısa bir sürede vardık Bolu Dağı’na. Güzergahımızda ilk olarak Bolu Dağı’nın temiz havasında bir kahvaltı durağı olacaktı. Orası da Şef Dursun’un Yeri oldu. Eskiden Türkiye’deki seyahat eden insanların en az yarısının geçtiği ama şimdi inin ve cinin top oynadığı D-100 Bolu Dağı geçişinde şirin ve güzel manzaralı bir yer burası. Mis gibi dağ havasında gerçek bir köy kahvaltısı yaptık. Gayet makul bir rakam ödeyerek mekandan ayrılıp asıl hedefimize doğru yola koyulduk.

Saklı bir cennet

Bolu Gölcük Milli Parkı, Bolu’ya çok yakın bir mesafede gizli kalmış cennetten bir köşe gibi adeta. Biz, burada başka telaşa düşmeden, sadece kafa dinlemek ve ormanın tadını çıkarmak için yanımıza biraz çerezden başka bir şey almadan Gölcük’e gittik. Yorumlarda en çok korktuğum şeylerden birisi kalabalık olmasıydı ama neyse ki abartıldığı kadar bir kalabalığa denk gelmedik. Klasik Arap turist yoğunluğu dışında doğru düzgün bir kalabalık bile yoktu hatta. Bolu Belediyesi tarafından işletilen bu milli parka aracımızla gittiğimiz için otomobil ücretini ödeyerek giriş yaptık. Yeterince kalabalık olmadığından park edecek yer de bulduk ve malzemelerimizi alıp yokuş yukarı çıkmaya başladık. Biraz yürüme mesafesi olur diye tahmin ediyorken bir anda o güzelim göl manzarası ile karşılaştık. Hemen dibimizdeymiş meğer 🙂

Huzuru Hissedin

Gölcük gölü aslında yapay bir göl. O güzelim ormanın yangınla yok olma ihtimaline binaen yapay bir göl oluşturulmuş ve bir yangında kullanılmak üzere su biriktirilmiş. Etraftan gelen ufak dereleri ve kaynak sularını saymazsak gölü besleyen bir kaynak bulunmuyor. Dolayısıyla bu göl, suyu çok değişmeyen, küçük ama buna rağmen kötü koku ve bataklık olmamış şirin bir göl. Gidince muhakkak etrafında bisikletle tur atıp o soğuk sularından içmelisiniz. Mis gibi dağ havası ve taptaze kaynak suyu ile insan kendi doğasını keşfediyor ve kendini ait olduğu yerde, yani toprakta hissediyor.

Neyse efendim, çokça uzattığımın farkındayım. Fakat laflarım yetmiyor, sözlerim kifayet etmiyor buraya 🙂 Özellikle ilk girdiğinizde sizi karşılayan yamaç ve üzerindeki çam ağaçları ile “ben nereye gelmişim böyle” diyor ve hayran oluyorsunuz. Sonra, mütevazı ama asil bir göl karşılıyor sizi. Çarşaf gibi dümdüz, insanı yormayan, kendi halinde ufacık bir göl. Ama sessiz, sakin, huzur dolu bir yer. İsterseniz etrafında, size uygun bir yere geçip oturabilir ve manzaranın tadını çıkarabilirsiniz, isterseniz de etrafında tur atarak dağ havasını içinize çekebilirsiniz. Ya da bir mangal veya semaver yakmak için piknik alanına gidebilirsiniz.

Gününüzü Verimli Kullanın

Biz, öncelikle kafamızı dinlemek ve en güzel anları en sona bırakmak için, uygun bir yer bularak semaver yakıp güzel bir çay demledik. Bir yandan çerezlerimizi atıştırdık, bir yandan çayımızı içtik. Birkaç orman fotoğrafı çekip muhabbet ettik. Akşama birkaç saat kala da göl kenarında fotoğraf çekme işine koyulduk. Biz iki kişi fotoğraf çekerken üçüncümüz de gölün etrafında tur atmakla meşguldü. Uzun pozlamalar, makrolar, siyah beyazlar derken fotoğrafın dibine vurduk. Göl üzerindeki nilüfer çiçeklerini çektik, kurbağaları ürkütmeden fotoğraf almaya çalıştık, sağlam yansımalı uzun pozlamalar elde ettik. Bir de baktık güneş tepelerin arkasına çekilmeye başladı. Daha iyi açılara doğru koşar adım gidip efsane yansımalı fotoğraflar çektik. Hayran kaldık bu harika yere. Her adımda farklı şeyler görüp, makinemizin yetmeyen pillerine hayıflandık. Velhasıl çok harika bir gün geçirdik Gölcük Milli Parkında.

Nasıl Giderim

Bolu Gölcük Milli Parkı, Bolu merkeze oldukça yakın bir konumda. D-100 karayolu ve TEM otoyolundan Bolu’ya giriş yaptıktan sonra tabelaları takip ederek buraya ulaşabilirsiniz. Aşağıdaki haritadan da konumu görebilirsiniz.

Gölcük Milli Parkında Ne Yapabilirim

Gölcük Milli Parkı’nda;

  • Ateş yakmak göl çevresinde yasak. Fakat piknik için ayrılmış alanda, yer ateşi yakmamak kaydıyla mangal ve semaver yakabilirsiniz.
  • Restorantta yemek yiyebilirsiniz.
  • Bisiklet kiralayabilirsiniz.

Şunu da söylemek isterim. Göl kenarındaki meşhur ev devlet konuk evi olarak kullanılıyor. Yani ziyaretçilere açık değil maalesef.

İstanbul’a 3, Ankara’ya 2 saat mesafede bulunan bu harika yeri mutlaka gidip görün.

Paylaşın:

Şener Dağaşan

<p>Uzun yıllardır blog yazarlığı yapıyorum, sosyal medya ile içli dışlıyım. İçerik yönetimi asıl uzmanlık konum olmakla birlikte sosyal medya uzmanlığı yapıyorum. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümü mezunuyum. Burası da benim kişisel websitem. Benimle irtibata geçmek için iletişim sayfasından mesaj gönderebilirsiniz.</p>

Leave a Comment