Whatsapp’ın Yeni Kullanıcı Sözleşmesi ve Twitter’ın Trump’ın Hesabını Kapatmasına Dair

Sosyal medya ile alakalı uzun yıllardır gündemi takip ediyor ve yazılar yazıyorum. Birçoğumuz sosyal medya bağımlısı olmuş durumdayız ve kullanırken nelere maruz kaldığımızı anlamıyoruz. Biraz da “amaan boşver” hissiyatındayız. Sürekli tekrarlanmaktan klişe haline gelmiş “bir ürün bedavaysa orada ürün sizsiniz” lafını da kullanmadan, “Muhittin Topalak from Kazlıçeşme” dalgasını da geçmeden, ciddi bir yazı yazmaya çalışacağım. Son günlerde sosyal medya platformlarının kararları çokça tartışılıyor ve birbiri ardınca yeni olaylar ortaya çıkıyor. Bunlara karşı gardımızı alarak, neyle karşı karşıya olduğumuzu bilerek, bazı şeyler hakkında söz söylememiz lazım.

Whatsapp ve Facebook İlişkisi

Facebook bundan birkaç sene önce 19 milyar dolarlık bir anlaşmayla Whatsapp’ı satın almıştı. 19 milyar dolar. Neredeyse 19 tane Osmangazi Köprüsü, belki bir adet İstanbul Havalimanı ediyor. Rakamın büyüklüğünü bir kenara bırakırsak, Facebook’un bu kadar parayı babasının hayrına vermediğini de bilmemiz gerekiyor. İlk başlarda iPhone’lar için senelik cüzi bir ücrete, Android içinse bedavaya sunulan Whatsapp, günümüzde neredeyse hiç reklam almadan bedava olarak “hizmet” veriyor. Peki Zuckerberg bu kadar parayı niçin Whatsapp’ın kurucularına ödedi?

Whatsapp bugün dünya çapında 1 milyardan fazla kullanıcı tarafından kullanılan bir uygulama. Kimin hangi zamanda, kiminle, ne konuştuğunu, nelerden hoşlandığını, nelerden nefret ettiğini, hangi günler internette daha fazla dolaştığını vb. bütün verileri tuttuğunu artık bilmemiz gerekiyor. Evet, sonuçta babasının hayrına çalışmıyor. Peki bu kadar bilgiyi ne yapacak? Tabii ki Facebook’un reklam altyapısını güçlendirmek için kullanacak. Zuckerberg bunu geçtiğimiz günlerde herkese dayattı. Haliyle insanlar kazan kaldırmaya, başka uygulamalara geçmeye başladı. Bir anda farkındalık oluştu. “CIA bu hesapları izliyor”culardan, “verilerimizi satıyorlar”cılara kadar herkes bir şeyler söylemeye başladı. Peki durum bu mu gerçekten? Bir bakıma evet, bir bakıma hayır.

Öncelikle, yeni dünyanın en büyük hazinesi altın veya para değil. Bundan sonra da olmayacak. Yeni dünyanın en büyük hazinesi veri. Ve veriyi nasıl kullandığınız. Facebook ekosistemi dünya çapında belki de 2.5 milyar insanın verilerini her gün topluyor. Bunu da reklam altyapısını reklamverenlere sunmak için kullanıyor. Tabii ki bir de Cambridge Analytica gibi gizli saklı mevzular bulunuyor. Yani, “ben Whatsapp’ı artık kullanmıyorum” demek biraz eksik kalacak bir karardır. Gerçekten bazı şeylerden uzak kalmak istiyorsanız Facebook ekosisteminden tamamen çıkmanız gerekiyor. Facebook, Instagram ve Whatsapp’ı komple silmeniz yani. Bunu yapmıyorsanız, Whatsapp’ın sizin verilerinizi Facebook ile ilişkilendirmesi devede kulak kalacaktır. Çünkü Facebook’ta beğendiğiniz gönderiler, sayfalar, yaptığınız yorumlar, Instagram’da stalk’ladıklarınız, baktıklarınız, like’larınız ve beğenileriniz, tamamen size reklam sunmak veya size algı yönetimi yapılmak için kullanılıyor. Bunun önüne nasıl geçerim diyorsanız, bu ekosistemden çıkmanız gerektiğini söyledim.

Bir de bunlardan vazgeçemeyenlere birkaç sözüm olacak. Facebook’u ve Instagram’ı mobil cihazınızdan kullanmayın. Evet, bu sosyal ağları, verilerinizi koruyan bir tarayıcıdan kullanırsanız takip edilme, reklam ağına bilgilerinizin aktarılma, algı yönetimine maruz kalma gibi durumlarla daha az uğraşırsınız. Ben yıllardır Firefox kullanıyorum ve hem takip kodlarını engelliyorum hem de reklamları devre dışı bırakıyorum. Fakat bu yaptığım, gönül rızamla vermiş olduğum bilgilerimin bana reklam gösterilmesi için kullanılmasına engel olamıyor. Yeni dünya veridir. Ve veri çok kıymetlidir. Bunu istemiyorsanız internet kullanmayacaksınız. Kullanacaksanız da bazı şeylere razı olacaksınız. Google’ın reklam gösterme kriterlerine Google hesabınızdan erişebilirsiniz. Girip bakın ve Google sizin hakkınızda nasıl bilgiler toplamış ve bunu reklam göstermek için nasıl kullanmış görün. İş sadece Whatsapp’ı kullanmaktan vazgeçmekle çözülmüyor. Telegram, Signal gibi uygulamaların babalarının hayrına çalışmadıklarını da bilmeniz gerekiyor.

“Sen Gelme Ulan Ayı”

Bir diğer mevzu da fikir özgürlüğünün kalesi olarak görülen ABD’de son günlerde yaşanan olaylar ve sosyal medya sitelerinin bu duruma karşı takındıkları tavır. Trump, seçim kaybetmenin hazımsızlığını taraftarlarını kışkırtarak gidermek istedi ve bir şeyler yapmaya çalıştı. Neticesinde de bir ölü ve senatonun basılması olayıyla dünyaya rezil olma tablosu ortaya çıktı. Vur deyince öldüren insanları gören Trump “herkes evine dönsün” açıklaması yapsa da hala “gerçek”e aykırı içerikler paylaşmaya devam etti. İnsanları protestoya davet eden tweet’i RT ve fav’a kapatılan Trump’ın hesabı birkaç gün sonra askıya alındı. Ne olaylar ne olaylar…

Twitter’ın “gerçek” karşıtı söylemlere devam eden Trump’ın hesabını kapatması gerçeğin neresinde durduğunuza göre anlam kazanıyor. Sosyal medya siteleri gerçeği neye göre belirliyorlar? Veya gerçek gerçekten gerçek mi? Bizim yerimize karar verecek merciler varken bize düşünmek düşmez diye düşünmeli miyiz? Hani ifade özgürlüğü? Twitter’ın Trump’ın hesabını askıya alması konusunda “abi adam halkı galeyana getirdi” diyerek yapılanı onaylama noktasında değilim fakat “ifade özgürlüğüdür ve buna siz mi karar vereceksiniz” karşıtlığında da değilim. Sadece, bizim yerimize bizim için düşünen her oluşuma karşı olduğumu bildiririm. Fakat ben kim oluyorum değil mi? Bunun için söylemem gereken tek şey var. Lisedeki felsefe hocamız Sinan Köm “doğru bilgi yoktur evladım” demişti. Doğru bilgi var mı yok mu bilmem ama bildiğim bir şey var ki o da insanların doğru bilgiyi yanlıştan ayırt etme gücünün ve kritik düşünmenin geliştirilmesi gerektiğidir. Her insanın, bu çağda özellikle, internet ve sosyal medya okur yazarlığı eğitimi alması ve bu eğitimi doğru bir şekilde tecrübe etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir sosyal medya hesabından paylaşılan bilginin, bir devletin bahsettiği bir “gerçeğin”, bir siyasinin söylemlerinin, doğru ya da yanlış olması noktasında kararı insanın kendisinin verebilecek yetenekte olması gerekiyor. “Kanunlar çerçevesinde doğru” söylemi için “kanun doğru mu” diyebilecek bir düşünce hareketi, “seçimi kaybetmedim, oyları çaldılar” siyasi söyleminin kanıtlara ihtiyaç duyması gerektiğinin bilinmesi, on yüz bin milyar dolarlık yumiyum rezervi bulduk söyleminin “çıkarma maliyeti ne kadar” diyerek kritik edilmesinin, insanın özellikte bu çağda “doğru bilgiye” erişimindeki en önemli anahtar olduğunu düşünüyorum.

Sosyal medyada siyah zemin üzerine mavi veya beyaz renkte yazılan ve sağında ya da solunda görsel olan postlardaki bilginin doğru olmadığının binlerce örneği varken hala bunlara iman eden mürted zihniyetlerin varlığı dünyanın geleceğinin karanlığına bir mum üflemeye devam etmek olduğunu adım gibi biliyorum. İnsanların her bilgiye sazan gibi atlamaması gerektiğini de.

Sadede gelecek olursam, Trump’ın hesaplarının kapatılmış olması, buna karar verenler için kanıt beklememi gerektiğini beraberinde getirmesi ihtiyacı doğmaktadır. Ben, Trump’ın bir icraat onaylayıcısı değilim. Ama Twitter’ın kanun üstü olduğunu da kabul etmiyorum. Ama kanunların da gerçek üstü olmaması gerektiğini bilecek kadar insanlara güvenmiyorum. Unutmayın ki bugün şeytan olarak görülen Hitler savaşı kazanmış olsaydı, “yüce Alman imparatorluğunun” babası olarak anılacak ve belki de dünyanın dört bir yanında kendisine methiyeler dizilecekti. İnsan, kendi kendine doğruları yazınca içinden çıkılmaz, girift bir bilmeceye gark olduğunun farkında olamıyor maalesef.

Paylaşın:

Şener Dağaşan

Uzun yıllardır blog yazarlığı yapıyorum, sosyal medya ile içli dışlıyım. İçerik yönetimi asıl uzmanlık konum olmakla birlikte sosyal medya uzmanlığı yapıyorum. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümü mezunuyum. Burası da benim kişisel websitem. Benimle irtibata geçmek için iletişim sayfasından mesaj gönderebilirsiniz.

Leave a Comment