Çok mu Zor Bir Yol Ayrımı?

yol ayrımı

Klişe bir hikaye görmek birçoğumuzun canını sıkar. Her zaman aynı şeyleri yaşamak, görmek, duymak bize bir yerden sonra iğrenti getirir. Öyle ki, ne kadar vurucu da olsa dikkat etmeyiz anlatmak istediği şeye. Hikayenin, bizi şaşırtan, o ana kadar hissetmediğimizi hissettiren, yüzümüze gerçekleri çarpan tiplerini severiz. Ona hayranlık duyarız ve onu isteriz. Halbuki insan için tarih sürekli tekerrürden ibarettir. İnsan, dünya üzerinde sürekli yaşanmış şeyleri yaşar. İnsan tecrübesiz bir canlıdır ve bomboş bir levhadır. Üzerinde ister kendisi, ister hayat, oynadıkça oynar. Bu levha işlenmiş bir deftere dönüşerek insan bu dünyadan yol alır gideceği yere. Bir Yol Ayrımı, bir zaman durdurma, bir reklam arası… İnsan dünyayı ne kadar sevse de bırakıp gider elbet bir gün.

Bu kadar girizgah, her zaman duyduğumuz, gördüğümüz, belki yaşadığımız ama farkına bile varmadığımız, dikkat etmediğimiz, umursamadığımız zaman dilimlerini bize sunan bir film içindi aslında. Yavuz Turgul, yılların senaristi ve yönetmeni olarak uzun süredir beklenen filmini seyirciyle buluşturdu. Yol Ayrımı, bizi bize anlatan, klişeden ölen ama dikkatli kişiler için oldukça güzel detaylar barındıran, Şener Şen ustanın belki de son birkaç filminden biri olarak bizlere sunuldu. Bize de gidip görmek ve hissetmek düştü.

Yol Ayrımı’nda Yolunu Seçeceksin!

Hikayeler, filmler ve romanlar, anlatılmak istenen şeyi anlatsın diye müellifleri tarafından oldukça konsantre olarak bizlere sunulurlar. Yani bu eserlerde gereksiz diyaloglara, hikayeye katkısı olmayan kısımlara yer yoktur. Verilecek mesajı güçlendirsin diye bir takım simgeler kullanılır, bazen kör göze parmak şeklinde diyaloglara girişilir, hatta bazı durumlarda eserin muhatabını “aptal” pozisyonunda değerlendirip açık açık olay anlatılır. Bu tip eserlerdeki asıl amaç hikayenin kendisi değil mesajıdır. Müellif, içini sıkıntı ile dolduran ve haykırmak istediği şeyleri bu yöntemle haykırmayı seçmiştir. O haykırırken yemek yemeyi düşünmez, yürümek istemez ve bunun gibi gereksiz şeylerle meşgul olmaz. Sadece haykırır ki vermek istediği mesajı verebilsin. Kimisi de haykırışını gayet sessiz yapar hatta gerçek bir dünya tasvirinden bile kaçınır. O bambaşka bir yazının konusu. Konuya girebilmek bile benim için başlı başına bir mesele olmuşken bu filmi size nasıl anlatabilirimin şu an hesaplarını yapmaktayım.

Yavuz Turgul, dünden bugüne birçok haykırış yapmıştır yüzümüze ve insanımıza karşı. Kimisi üst perdeden gerçekleşmiş, kimisi alttan alta yapılmıştı. Züğürt Ağa sessiz bir haykırıştı mesela. Ama Eşkıya öyle değildi. Yol Ayrımı da sessiz olmayan bir haykırış aslında. Yavuz Turgul, bastıramadığı birtakım hislerini biriktirmiş ve suratımıza haykırmak için bu zamanı seçmiş. Dünyaya düzen vermeye çalışan insanın, düzen tarafından nasıl kontrol altına alındığını, mutlu olmayı unutmayı, insani hisleri terk etmeyi, makineleşmeyi, özünden ayrılmayı, ideolojilerin körelmesini, kısacası distopyalarda kurgulanan makineleşmiş insanı yüzümüze haykırmaktadır.

Filmin genel konusu, ruhsuz ve iş delisi bir tekstil imparatorunun bir kaza geçirmesi ve bu kazadan kurtulması neticesinde kendisine ikinci bir şans verildiğini hissedip insan olmaya dönüşünü ele almaktadır. Şener Şen‘in son zamanlarında oynadığı nadir filmlerden birisi olan bu filmde anlatılmak istenen o kadar uzun bir süreye yayılmış ki, kimi izleyiciler sıkılabilmektedir. Fakat, konudan ziyade anlatılmak istenene odaklanmak isteyenler için bu uzun sürenin nasıl geçtiği bile anlaşılmamaktadır. Filmde, görsellik adına bazı kusurlar ve geçiştirilen bazı kısımlar olsa da, genel olarak Turgul’un haykırışlarını hissedebilmektesiniz. Zamanın yıpratıcılığı karşısında eriyip yok olan ideolojik duruşlar, insanlık, vicdan, mutluluk gibi kavramları derinden hissederek “sahi biz de mi unutuyoruz” hesaplaşmasına başlıyorsunuz.

Mazhar Kozanlı Bir Kazadan Uyanınca Kendisini Bir İnsana Dönüşmüş Olarak Bulur

Kafka, Dönüşüm adlı eserinde yeni dünya düzeninde makineleşen insanlara karşı farklı olmayı ele alıp, farklı davranışlarda bulunanların bir böcek hükmünde olduğunu gözümüze sokmuştur. Kafka’nın haykırışı daha sanatsalken, Turgul’un haykırışı bir klişe örgüsü içerisinde kalıvermiş. 13 bölümlük bir dizi olabilecek bir konuyu (derin anlamında değil, basit anlamında, TV’ye yakışır anlamında kullanıyorum) bir sinema filmi haline getirmiş. Tamam, günümüz zenginleri belki de varlıklarıyla benzer durum içerisindeler. Kazanmanın sınırını aşıp daha çok kazanma, her şeyi kazanma, iş iş iş iş boyutuna gelen insanları çok güzel betimlemiş ve bu yaptığı ile topluma bir ayna tutmuş belki de. Filmi izleyenlerin içlerinden geçirdikleri “ben böyle olmam” hislerini de çok güzel şekilde suratlarına vurmuş durumda. Çünkü insan, çünkü hırs, çünkü paranın gücü…

Bir de şu “ikinci şans” muhabbetleri her zaman kullanılır fakat insanın bilmediği bir şey vardır. Çoğu kişi ikinci bir şansa sahip olamadan, kafasındaki binlerce hayalle göçüp gitmektedir. Turgul pembe bir hayal kurarak, ikinci şansa sahip olan bir adamı anlatmış ve bize mesaj vermek istemiş. Fakat gördüğüm kadarıyla izleyenler bu mesajı almak yerine konuya ve görüntüye odaklanıp, Şener Şen – Yavuz Turgul ikilisinden bekledikleri devasa filmlerden birisi ortaya çıkmamış diye söylenip durmaktadırlar. Sanat toplum içindir düşüncesini ele alıp, bu hikayeden kendinize pay çıkarmanız gerekir diye düşünmekteyim.

Film Analizi (Spoiler İçerebilir)

Yol Ayrımı, Yavuz Turgul’un yazıp yönettiği 150 dk’lık bir film. Şener Şen, Çiğdem Onat, Rutkay Aziz, Nihal Yalçın, Mert Fırat gibi isimlerin rol aldığı film büyük bir tekstil imparatoru Mazhar Kozanlı‘yı anlatmaktadır. Sert, acımasız, duygusuz bir patron olan Mazhar Kozanlı, şirketi uğruna tüm yaşamını feda etmiş ve kazandıkça kazanmış bir kişidir. İş konusunda hiçbir taviz istemeyen, en ufak bir hataya bile müsamaha göstermeyen Mazhar Kozanlı, yaşadığı bir trafik kazası neticesinde günlerce hastanede kalır. Asıl hikaye ise bundan sonra başlar. Eski halinden sıyrılıp bambaşka bir insana dönüşen Mazhar Kozanlı, aldığı kararlar ile ailesi ve çevresi tarafından dışlanır ve baskı görmeye başlar.

Buraya kadarki kısmı her yerde okuyabilirsiniz. Bu kısımdan sonrası ise filmin içeriğiyle ilgili bilgiler verecektir. Filmi izlemediyseniz bu kısmı okumayınız.

Mazhar Kozanlı’nın sert bir adam olduğunu hissetmek için filmin bir kısmında karakter inşa edilmiş. Yaşadıkları, hissettikleri ve yaşattıklarıyla sert bir adam nasıl olur, duygusuzluk nedir, usta oyuncu Şener Şen’in ustalıkla bize aktarması ile görüyoruz. Tekstil işçilerinin “ideolojik” hareketleri neticesinde işten atılması ve dava açılması, onların da her gün şirket binası önünde protesto gerçekleştirmeleri, Mazhar bey tarafından dikkate bile alınmamaktadır. İçlerinden birisi bi yerde kendisine derin beddualar eder. Ardından, satın almak istediği Yeni Hayat adlı şirket için görüşmeye giden Mazhar bey, yine sağlam beddualar yiyerek yola koyulur. Her defasında duygusuz davranışlar sergileyen Mazhar bey, bir trafik kazası geçirir. Kazadan sonra ise bambaşka bir insan olmaya karar verir. Karakter inşasında başarılı olan Turgul, dönüşüm konusunda o kadar başarılı olamamış maalesef. Tamam, Mazhar beyi hakim karşısında nasıl dönüş yaptığını anlattırarak bir nebze de olsa fikir vererek bir şeylerin havada kalmasını engellemiş olabilir ama insanın başına gelen bir kaza ve ardından hayata geri dönmesi o kadar sert ve ceberrut bir adam için oldukça basit kaçmış durumda.

Neyse, bu dönüşüm sonrası Mazhar bey, o güne kadar yaşamadığı şeyleri yaşayabilmek için elinde avucunda ne varsa başkalarına bırakarak yeni bir hayat yoluna girmek ister. Bunun için, çoğunluk hissesine sahip olarak, elindeki tüm hisseleri çalışanlara pay etmek, mal varlığını vakfa bağışlamak ve tüm mirasından ailesini mahrum bırakmak istemiştir. Bu, o güne kadar para ve şirket için çalışan bir adamın, ailesinin hayatını da bu yönde çalarak onları her şeyden mahrum bırakması neticesinde ailesi tarafından hoş karşılanmamaktadır. Filmin ilerleyen yerlerinde, öz annesi tarafından (ki filmin başlarında oğlundan yediği azar sonrası şirket için ne anlama geldiğini gözümüze sokuyorlar) nasıl “deli” muamelesi gördüğünü ve sahip olduğu tüm şeylere nasıl engel koyulduğunu da görüyor ve asıl sorunun dünya hırsı neticesinde köklerden geldiğini hissediyoruz. Birkaç nesil boyunca çalışmak üzerine hayatlarını yönlendirmiş bir aileden bir bozguncu çıkıyor ve her şeyi bir kenara bırakıyor. Buna da en çok, bu yolda mahrum bırakılmış ailesi karşı çıkıyor.

Filmde kullanılan semboller ise ilk başlarda söylediğim anlatımı kuvvetlendirmek adına özenle seçilmiş. Yeni Hayat şirketi ve Mazhar beyin yeni bir hayata başlaması, Nur’un Gemisi adlı kafe, Mahçup adlı köpek, hatta Mazhar’ın kendi adı bile bir şeyler simgelemektedir. Sıradan isimler olsa, semboller kullanılmasa anlatım zayıf kalmayacaktır ama bu eser ortaya koyanların sıkça başvurdukları bir yöntemken bunu eleştirmek haddimize düşmez zannımca.

Filmi iyi okuyanlar, adalet sistemine, kapitalizme, hatta solculuğu, ideolojik zayıflamaya yapılan ince veya kalın dokunuşları hissedeceklerdir. Özellikle, adalet adamının para karşısında önünü iliklemesi, tıp doktorunun hipokrat yeminini hiçe sayıp kararlar almasını, şirket manyaklığına ve kapitalizme yapılan ağır eleştiriyi, hak ararken yanlış yöntem kullanan çağdışı kalmış solculuğu, ideolojisi için bir şey yapan insanlara hayatın getirdiği ağır yük ve umursamazlık neticesinde sadece birkaç kişinin destek çıkması gibi birçok alt metin bize dünyanın nasıl değiştiğini göstermektedir.

Fakat, filmde bariz bir şekilde göze batan birçok şey var. En başta dönüşümün çok hızlı gerçekleşmesi. Daha sonra ailenin mekanikliği ve birazcık dahi olsa göstermedikleri müsamaha, çok çabuk yumuşayan tekstil işçisi Emine (hatta patronuna abi demişliği bile var), görme engelli sahaf çocuk, kaza sahnesi, volvo reklamı, bisiklete yapılan vurgu ve basit bir sebebinin olması, celalli bir şekilde bağırıp çağırıp ardından hiçbir şey olmamış gibi normal konuşan başkan yardımcısı Besim, “sen deli misin be adam” diyen psikiyatr ve asistanı. Bunun gibi birkaç şey filmdeki kaliteyi aşağılara çekmiş durumda.

Filmde, Yol Ayrımı oldukça sağlam şekilde vurgulanmış. Filmin başındaki sahnenin sonda olması ve alınan kararın bir Yol Ayrımı’na sebep olması ise filmin ana konusu. Kısacası, Mazhar bey “İnsan Olmaya Geldim” demiştir. Kararlı duruşu ise onun önceki hayatından kendisine kalmış bir miras olsa gerek.

Filmde Rutkay Aziz’e de özellikle parantez açmak gerekiyor. Sağlam bir oyunculuk, sağlam bir karakter ve çok sağlam bir ölüm sahnesi oynamış usta oyuncu. Alkışı sonuna kadar hak ediyor.

-Spoiler Bitti-

Son söz olarak da filmin müziklerini yapan Anjelika Akbar’dan bahsetmek istiyorum. Türk filmleri için uzun zamandır bu kadar sağlam müzikler yapılmamıştı. Bir alkış da kendisine gönderiyorum.

Filme Puanım

Filme 10 üzerinden 7 verdim. Puanı, IMDB’de benzer noktalarda fakat daha da düşeceğini düşünüyorum. Bunun da hem filmdeki gereksizliklerden hem de verilmek istenen mesajı anlayamayacak olan seyirciden kaynaklanacağını düşünüyorum.

Yol Ayrımı izlenmeye değer bir film. Sinemada izlenecek kadar harika mı? Orası için net bir şey söyleyemem. Fakat, sadece ustalara vefa borcunuzu ödeyebilirmek adına bile sinemada izlemelisiniz. Yavuz Turgul ve Şener Şen her zaman olmayacaklar çünkü.

Paylaşın:

Şener Dağaşan

Uzun yıllardır blog yazarlığı yapıyorum, sosyal medya ile içli dışlıyım. İçerik yönetimi asıl uzmanlık konum olmakla birlikte sosyal medya uzmanlığı yapıyorum. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümü mezunuyum. Burası da benim kişisel websitem. Benimle irtibata geçmek için iletişim sayfasından mesaj gönderebilirsiniz.
  • gökçe demir

    aynen katılıyorum, şahane bir yazı olmuş, ellerinize sağlık! kör kitapçının Mazhar’a verdiği kitapları not edemedim, anımsayan var mı acaba?

    20 Kasım 2017 at 14:18 Cevapla

Leave a Comment